Kayıp Masallar 3 ( 33. Bölüm )
Bir Ordu Kuracağız
Milos oturduğu yerden doğrulmuş ve Achube’nin
avucuna ilaçları koymuştu. “İşte böyle.” Derken başına gelen ilk değişim
sürecini anlatmış ve çektiği acıdan söz ederken yüzü buruşmuştu. Achube
elindeki ilaçları yutup Ramsy’in ağzına doğru tuttuğu suyu içmişti.
“Yani demek istediğin şey…”
“Evet, içinde uyuyan bir şey tetiklenmiş olmalı. Bunun cevabını Milos veremiyor
çünkü inceleme sonuçların değiştirilmiş. Yerine başkasının değerleri konuşmuş
olmalı.” Andrjez bunu söylerken dün akşam yemeğini hatırlatmak istemişti. “Dün
gördüğümüz iler sendeki şeyin neyi tetiklediğini açıklamamı sağlar. Bana
verilen bu şeyin saçtığı enerji yüzünden olmalı. Size yakın noktada
kullandığımda tetikleyici olmalı.” Dedi. Milos usulca başını sallarken kaşları
çatılmış eli çenesine doğru gitmişti.
“Doktor Manuh biliyor muydu sizce?” demişti. Emma bunu duyunca duraksamıştı.
“Bunu asla bilemeyeceğiz. Lows onu öldürdü.” Dedi. Milos ise çenesini
ovuşturuyordu.
“Lannel’in elinde bir dosya vardı. Batı’da laboratuvardaki odamdaydı. Oradaki
dosyaya…”
“İmkansız.” Achube bunu söylerken onlara doğru çevirmişti başın. “Laboratuvara
gitmek için batıya dönmek mantıksız. Lannel zaten buraya getiriliyor. Onunla
konuşup duruma dair fikir alabiliriz.” Milos
ona bakıp gözlerini devirmişti.
“Onun hain olduğunu bile bile ona güvenecek misin?” Nuna sigarasını nazikçe kül
tablasına koyup kollarını iki yana açıp oturduğu yerde gerinmiş ve esnemişti.
“Lannel hemşire olup şu Andrjez’e âşık olan kız değil mi? Doktor Frenklen onun
babası değil mi?” demişti. Emma başını sallamış ve Nuna sırtını hızlıca
sandalyeye yaslamıştı.
“Hepimizi Lows’a yakalatmak istedi. Şimdi bunu yaparsa önüne geçebileceğimize
inanıyor musunuz?” dedi. Andrjez onun neden bu kadar sinirlendiğini anlıyordu
ama ellerinde başka bir imkan yoktu. Batıya gitmek doğru olmayacaktı. “Belki
sen…” Milos ona doğru dönmüştü. “Senin gücünle oraya hemen gidip geliriz.
Lannel’e bunu sormanın faydası olacağını sanmıyorum.” Demişti. Onun Lannel’e
olan öfkesini anlıyorlardı. Sadece o değil, Ramsy ve Emma’da ondan
hoşlanmıyordu.
“Milos haklı ona güvenemeyiz. O her şeyi söyleyebilir. Achube’nin daha önce
yaralanması onun boş boğazlığından oldu.” Emma bunu söylerken sinirliydi.
Laboratuvarın üst katının tamamen yok olduğu gerçeği aklınızdan çıkıyor mu?
Hava saldırısında bir dosyanın kurtulacağını sanıyorsanız…” Achube onlara
çıkışmıştı. Ramsy ise daha fazla sessiz kalamayacaktı.
“Belli değil. Oraya gitmek ona güvenmekten daha doğru gibi geliyor bize. O
kadının dediklerine güvenecekte değiliz.” Demişti. Taraflar arasında gerilimi
yumuşatmak için Nuna olaya dahil olmaya karar vermişti.
“Bir şekilde onu konuşturup susmasını sağlayabiliriz. Biraz sakinleşip düşünün.
O bu kampta esir olarak bulunacak ve dediklerine kimse güvenemez. Bir silah
namlusu kadar uzakta olduğumuz sürece eli kolu bağlı olur. Achube’nin
sonuçlarına ulaşırsak daha iyi olur.” Dedi. Milos burnundan solumuştu.
“Sorumluluğu alacaksanız…” demiş ve gözlerini devirmişti. Kıskançlık
yaşadığından hepsi emindi. Andrjez bıyık altından gülmüştü. Milos ona bakarken
yüzü asık ve sinirliydi.
“Komik bir şey yok.” Demişti. Andrjez ise ona bakıyordu.
“Kıskançlık yapıyorsun.”
“Kıskançlık falan değil. Frenklen ailesi her zaman kolaya kaçmayı sever.”
“Lannel sadece kafası karışık birisi. Ona çok sert olmak bize zarar verir.”
“Pek sanmıyorum. Lannel duygularına yenik düşecek kadar zayıf birisi.” Nuna
bunu duyunca dayanamayıp konuya dahil olmuştu.
“Açıkçası bir kadın duyguların nadiren yenik düşer. Lannel zeki birisi olmasa
şu ana kadar ölmüş olurdu. Bence kıskançlığı bırakıp biraz daha gerçekçi ol
Milos.” Demişti. Milos ona bakıyordu. Ayağa kalkıp pantolon askılarını
çekiştirmişti.
“Kıskançlık yapmıyorum. Haklı çıkmam umarım.” Demişti. Odadan çıkmaya
hazırlanmıştı. O çıkınca Achube gülmeye
başlamıştı.
“Gerçekten bu kadar kıskanılacak birisi olsan keşke.” Dedi. Achube bunu
söyleyince Andrjez gülmüş ve Milos’un ardından çıkmıştı. Onlara verilen odalar
farklı yerlerdeydi. İkisi için beraber kalacakları bir yer yoktu. Zaten
haklarında konuşulanlar yüzünden bir arada kalmalarını kimse istemiyordu. Onu
odasında bulmuştu. Öylece oturmuş bir kağıda bir şeyler karalıyordu. Andrjez
usulca onu kapının ardından izlemeye başlamıştı. Yeni yetenekleri keşfettikçe
insanların zihinlerini kontrol edebildiğini görmüştü. O iki senede ikisi için
farklı şeyleri keşfetmek için yeterince zaman vardı.
“Güçlerimi üzerinde asla kullanmayacağım. Ne olursa olsun!” bu sözü verdiği
için pişmandı. Milos’un karışık ve karanlık zihnini görmeyi çok istiyordu.
Sürekli kağıtlara neler karaladığını bilmeyi çok istiyordu. Kapıyı tıklatıp
içeri girdi. Milos ona doğru başını çevirip bir süre bakmıştı.
“Ne yazdığını çok merak ediyorum.” Dedi. Milos hızla kağıtları toplayıp siyah
sert kapaklı defterin arasına koymuştu.
“Öylesine şeyler.” Dedi. Achube onun yanına doğru yaklaşıp masaya yaslanmıştı.
“İlaçlarını düzenli alıyor musun? Bir kaç gündür çok yoruldun ve bu kadar
ilerlemişken sağlığının bozulmasını istemiyorum.” Dedi. Milos başını sallayıp ona doğru çevirmişti
sandalyesini.
“Alıyorum. İyiyim. İçeride sinirlerim bozuldu çünkü çok yakınız Andrjez. Hiç
olmadığı kadar kurtuluşa yakınken bunu mahvetmek…”
“Mahvetmeyeceğiz. Achube’nin kurtulması için bu riski almamız gerek.” Dedi. Milos
ona bakıyordu. Gözlerinde soğuk bir ifade vardı. Andrjez onun elini tutup
gülümsemişti.
“Zamanı ve her şeyi kontrol edebiliyorsun. Neden Achube’nin sorununu çözmek için
güçlerini kullanmıyorsun. İki sene boyunca zamanı durdurdun. Bunu yapmak senin
için zor olmayacak neden yapmıyorsun?” dedi. Andrjez ona bakarken yüzündeki
gülümseme silinmişti.
“Onların bir şeyler yaratması ve çözümlemesi gerek Milos. Her şeyi ben ya da
sen yapamazsın.” Dedi. Milos başını sallamış ve ayağa kalmıştı.
“Bir ordu kuracağız değil mi? Kimsenin gücünün yetmeyeceği bir ordu. Bunun için
Lannel’in de bu orduda yer almasını istiyorsun.” Gözlerini Andrjez’in gözlerine
dikmişti. “Doğruyu söylemene ihtiyacım var. Onların dediği gibi kıskançlık
yapmadığımı biliyorsun.” Demişti. Andrjez karşısında dikilmiş ona bakan
Milos’un elini tutmak istemişti. Milos ise ellerini geriye doğru çekip
arkasında birleştirmişti. Andrjez onun tavır koyduğunun farkındaydı. “Cevabını
duymaya hakkım olduğunu düşünmüyorsun.” Milos birkaç adım geri çekilmişti.
“Herkesten saklıyorsun planlarını, düşüncelerini ve yeteneklerini… Ama benden
skalama. Bundan nefret ediyorum. Sürekli kafanda bir şeyler kuruyorsun ve
onları gerçekleştirmek için herkese yön veriyorsun. Ölümleri, doğumları ve geri
kalan her şeyi…” Milos onun yüzüne bakarken gözlerinde derin bir solgunluk
vardı.
“Senden bir şey saklamıyorum. Bütün her şeyi biliyorsun, biliyoruz…” demişti.
Milos iri gözleri ona dikili halde duruyordu.
“Yalan söylediğinde anlıyorum. Her zaman anladım. Şu an aklını okumayı çok
isterdim. Çünkü bana yalan söylüyorsun. Onu önemsiyorsun. Sana değer veren
herkesi önemsersin. Onun bir şeyler yapıp diğerleri tarafından da kabul edilir
olmasını istiyorsun.” Milos sinirlenmişti. Yalan söylendiğini hissediyordu. Andrjez
ise ona bakıyordu.
“Yalan söylediğimi düşünüyorsun.”
“Evet.”
“Sözüm sana güven vermiyor mu?”
“Hayır.”
“Ama beni tanıyorsun ve…”
“Evet, seni tanıdığım için sana güvenmiyorum. Sen yalan söylerken
yakalanmayacak kadar iyisin. Hep böyle değildin ama şimdi bir düzenbaz
gibisin.” Milos bunları söylerken birkaç adım gerilemişti. Andrjez ise onun
üstüne doğru yürümüştü.
“Benim sana yalan söyleyeceğimi düşünecek kadar şeye şahit olmuş olabilirsin
ama yapmıyorum.” Demişti. Milos birkaç adım daha geri kaçınca yatak başlığına
dayanmıştı. Andrjez ise hemen önünde duruyordu. “O kağıtlara benden korktuğunu yazdığını
düşünüyorum. Bana güven duymaman incitici.” Demişti. Milos ona bakıyordu.
Andrjez ise gülümsemişti. “Bunu yaratan benim. Seni bu paranoyak dünyaya
sürükleyen, kendinden, benden şüphe etmene sebep olan benim. Düzeltmem gerek
farkındayım.” Milos ona bakıyordu. Andrjez ise buruk bir ifadeyle ona bakıyordu.
“Günlük tutuyorum. Senden korkmuyorum ben Andrjez. Sadece düşüncelerin bazen
sapkınca ve dehşet verici oluyor. İnsanları birer oyuncak gibi oradan oraya
koyuyorsun. Bunun parçası olduğumu düşünmek ihanete uğramış gibi
hissettiriyor.” Andrjez ona bakıyordu. Milos ise yatak başlığını tutmuştu.
“İhanet etmişim gibi mi?”
“Evet. Bazı sınırlar istediğini biliyorum. Onların bir şeyleri düzeltmeni
istediğini biliyorum. İşine karışmamak için çabalıyorum. Sende benim
sınırlarıma saygı duyuyorsun…”
“Aslında” Andrjez onun lafını kesmişti. “Zihnini okumaya kalkarsam benden
ayrılıp bir daha benimle görüşmeyeceğini söyledin. Yoksa aklından ne geçtiğini
öğrenmek için her şeyi göze almaya hazırdım.” Demiş ve Milos’un irdeleyici bakışları
ile susmuştu.
“Gerçekten seni terk ederim. Bu tecavüzdür.” Yatak başlığının demirini sıkıca
sarmıştı elleriyle.
“Peki o zaman senin benim düşüncelerimi görme çabanda aynı şey değil mi Milos?”
Milos ona bakıyordu.
“Yine yapıyorsun. Kendimi suçlu hissetmemi bekliyorsun ama değilim. Senden
sadece cevap bekliyorum.” Demişti. Andrjez ona bakıyordu.
“Tamam. Dürüst olacağım. Onun yok olup gitmesini istemiyorum. Yaptığı hatayı
herkes yapabilirdi.”
“İhanet edip ağır yaralanmanıza sebep oldu. Bugün Achube onun yüzünden bu
halde.” Kaşları çatık ona bakıyordu. “Bunu bilmene rağmen onun gelecekte neden
yanımızda olmasını istiyorsun? Achube’nin yüzüne bakarak bunu nasıl
yapacaksın?” demişti. Andrjez onun tam önünde dikiliyordu.
“Evet, tarih çizgisinin hassas bir denge olduğunu sana anlattım ve gösterdim.
Bunu yaparken geçmişin getirisi sadece yaşanan olayların yarattığı etkiler
olmalı. Duygusal olarak bakmaman gerek.” Milos onun yüzündeki soğuk ifadeden
rahatsız olmuştu.
“Bakamam. Bunu yapamam. Değer verdiğim insanları inciten insanlara karşı sakin
olamıyorum. Mantıklı olamıyorum. Ne abinin kız arkadaşı Nikita, ne de Lannel,
ne Batı generali ne İmparatorluk askerleri… Hiç birinin ne olursa olsun yanımda
yanımızda olmasını kaldıramam.” Dedi. Andrjez’in yüzündeki soğuk ifade ve
gözlerindeki soğukluk onu gerçekten korkutan şeydi. Gün geçtikçe insanlığını
kaybettiğini görüyordu. Onun duyguları yok oluyor gibiydi. Milos yutkunup yatak
başlığını tutmayı bırakıp Andrjez’in yanından geçip kapıya yönelmişti.
“Ben sadece bir insanım. Benden daha fazlasını bekleme. Senin gibi yapamam.
Kaybettiklerim için yas tutarım. Yaralanınca ağlarım. Canım yanınca ağlarım ve
kızarım. Soğuk bir şekilde bir şeyler olsun diye oyuncakları bir oyun evine
dizen birisi gibi olamam.”
“Bende insanım Milos.” Andrjez bunu söylerken olduğu yerde duruyordu.
“İnsanlığımı kaybetmemek için çabalıyorum.” Milos omzu üzerinden ona bakmıştı.
Öylece arkası dönük duruyordu.
“Pek değil. İlk başta tanıdığımda okuduğu kitabı utancından saklayan, sevmenin
ne olduğunu bilmediği için saçmalayan ve bu yüzden korkan, utanan ağlayan gülen
birisi yok gibi. Sadece bir emri yerine getirmek için hazır bir asker var.”
Andrjez onun dediklerini kabullenmeyecekti.
“Evet bir ordu kuracağız ama bu ordu sana itaat eden ve olması gereken şeyleri
yerine getiren, senin gücünle beslenen bir ordu. Bu doğru mu yanlış mı bilemem
ama ben seni kaybettiğimi hissediyorum gün ilerledikçe. Dün gece uyumadan
öylece oturdun. Ondan önceki gecede. Fakat bir buharlı makine gibi sanki
bedenin yorgunluk çekmiyor gibi dikiliyorsun. Yemek yemeye gerek duymuyorsun.
İnsan üstü yeteneklerin dışa yansıyanıyla kalmıyor Andrjez. Senden korktuğumu
düşünürken yüzünde bomboş bir ifade vardı.” Andrjez öylece duruyordu. Milos ona
bakıp derin bir nefes almıştı. “Bir şeylerin bedelini ödemek için çalıştığını
söylemiştin. Bu bedel…” Andrjez birden ona doğru dönmüştü. Donuk ifadesi daha
da soğuktu şimdi. Gözlerinde boş bir karanlık vardı.
“O bedel bana ait. Bunun için konuşmaya başlamadan rahatsız oluyorum.” Milos
ona bakıyordu. Ellerini havaya doğru kaldırıp geri indirmişti.
“Sadece sana aitse neden bunca kişi bu oyun dahil?” demişti. Andrjez ona
evrenin sonsuzluğundaki olasılıklar denklemlerini göstermek ve tercihlere
kişilere bağlı olası gelecekleri gösterebilmek anlatabilmek istiyordu. Milos
ona bakarken gözlerindeki ışığın ölümdeki tek aydınlık olduğunu söylemek için
dudaklarını aralamıştı.
“Kimse ödemesin diye uğraşıyorum. Lannel’in düşman saflarında olması Emma’nın
ölümüne sebep olacak. Ve Emma ölünce bebeklerden birisi hastalanacak. Nuna
oğlunu kaybedecek. Bebeklerden birini alacak ama korumak için ölecek. Onun
cesedinin yanındaki silahın düştüğü yerdeki insanlar tetiklenen bomba ile yer
altı sığınağında ölecek. Binlercesi ölecek.
Sadece Achube ağır yaralandı ve birisi beni sevip bunun için yanlış bir karar
aldığı için binlerce insana bedel ödetmektense…” Derin bir nefes almıştı.
“Geçmişi silmek ve ona takılmamak geleceği yaratıyor Milos. İnsanlar ölüp
doğuyor. Kimisi bir taşı bile yerinden oynatamayacak fırtınalar çıkarıyor, kimi
ise bir kelebek kanadından çıkan esinti ile imparatorlukları yıkıyor. Mevzu
Altais’in öldürülmesi, babanın canından olması, Achube’nin yaralanması değil.
Hatalar yeni yolların açılmasını sağlıyor. Yanlış ya da doğru kararlar yeni
yollar ve seçenekler sunuyor. Lannel olmadan baktığım geleceklerde sadece daha
çok kayıp var. İnsanım diyorsun ve bana öfkenden söz ediyorsun ya… Bu öfke
sadece sende yok. Herkeste var.” Milos daha durgun bir ifadeyle ona bakıyordu.
“Uyumuyorum çünkü zaman benim için farklı işliyor. İki saniyelik bir uyku benim
için iki güne bedel olabiliyor. Sürekli kontrol etmem gerek. Mayın dolu bir
arazide yürüyoruz ve birisi mayına basarsa geri dönüşü olmayacak zincirleme
patlamalar olacak. Senden anlayış
istiyorum. Sürekli sana neden bir kararı almalarını sağladığımı söyleyemem. Bu
sorumluluğu sana yükleyerek bencillik yapamam.” demişti. Milos ona bakıyordu
öylece.
“Neden tek başına yükleniyorsun? Canın acımadığını düşünmüyorum. Sürekli
ölümleri görmek. Canın yakmıyor mu? Niye bunu tek başına yapasın. Ben ve sen
bir hayatı paylaşacak kadar yakın değil miyiz?” dedi.
“Canım çok acıyor. Ağladığımı bile hissetmediğim zamanlar oluyor acıdan. Ama
ben bunu taşıyabilirim. Bunun için bana verilen bir yetenek var. Bunu
taşıyabilmeme ve kontrol etmem için bahşedilmiş bir güç.” Elini göğsüne doğru
koymuştu. “Ama bu hayatım değil. Bu sadece kullanmam gereken bir silah.
Gerçeklikler zaman ve mekan değişse de orada değişmeyen ve hala insanlığımı hatırlatan
birisi olarak sen varken neden seni bu acı ve korkunç şeye boğup öldürmemi
bekliyorsun benden? Asıl gerçek acı o zaman oluyor.” Milos ona bakıp kalmıştı. “Benim
için sadece Milos değilsin. Sevdiğim birisi olarak bahsedeceğim basit birisi
değilsin. Bu kadar basit olmadığını bilmen gerek.” Milos ona bakarken yutkunup
başını sallamıştı. “Gözünde nasıl göründüğünü bilmeyi çok isterdim. Zihninin
içinde nasıl bir Andrjez olduğumu? Bana bakarken ne hissettiğini. Ama bunu ne
söyleyebiliyorsun ne de gösteriyorsun. Gerçi hep böyleydin. Herkes senin
duygularını saklayamayan birisi olarak görüyor ama aksine hep içinde yaşamayı
tercih ediyorsun.” Milos bir süre öylece ona sessizce bakmıştı.
“Gidip hava alacağım.” Demiş ve odadan sessizce çıkıp aşağı inmişti. Binana
dışına çıkınca sigara tabakasını aramıştı pantolon cebinde. Ramsy’in sigara
bırakma düşüncesi ile onun sigara tabasını almıştı. Sigara çıkarıp soğukta
titreyen parmakları arasına alıp dudaklarına götürmüştü. Çakmak olmaması ile bir süre öyle kalmış ve parlayan
çıngıları görünce dönüp yanında dikilen kişiye bakmıştı. Ruen ona yanan çakmağı
uzatmıştı.
“Hava bu gibi ve gömlekle dışarı çıkacak kadar acelen neydi?” demişti. Milos
sigarasını yakıp bir nefes çekmişti.
“Teşekkürler.” Demiş ve titreyerek sessizce orada sigarasını içmeye başlamıştı.
Ruen onun konuşkan olmadığını biliyordu. Sessiz ve genelde rahatsız olduğu
yerden kaçıp giden birisiydi. Yine de onunla konuşmak istiyordu.
“Andrjez değişmiş gibi.” Demişti. Milos onu duymazlıktan gelip üşümesini durdurmak
için çenesini sıkıca kilitlemişti. “Daha olgun ve mantıklı birisine dönüşmüş.
Gerçi sen varken hep öyle davranmayı tercih…” Milos’un bakışları ile susmuştu.
Milos ona hırçın şekilde bakarken titreyen çenesini aralamıştı.
“Andrjez hakkında konuşacaksan yukarıda bir yerde.” Demişti. Ruen susup ona
bakmıştı. Milos titrerken birden sigarasını yere atmış ve sinirle ayağıyla
ezerken öfkeyle bağırmıştı.
“Siktiğimin yerinde iki dakika sessizce sigara bile içemiyorum.” Demiş ve içeri
doğru girerken Andrjez ile karşılaşmıştı. Andrjez ona kısacık bir bakış atıp
yanından geçip gitmesine izin vermişti. Ruen dahil etraftaki insanlar şok
içinde ona bakıyordu.
“Akşam ki toplantı yüzünden stresli.” Demişti Andrjez içeri giren Milos’u
başıyla işaret edip Ruen’in yanına doğru yürümüştü.
“Belli ediyor. Akşam patlamasından iyidir.” Demişti Ruen gülümseyip. Andrjez
başını sallayıp ona bakmıştı.
“Silah için bende sana gelecektim. Hazır mısın?” dedi. Ruen sigarasını donmuş
kara doğru atıp başını sallamıştı.
“Galiba. Bunu yapabilirim. Yani sorun çıkarsa bu uğurda öldüğüm için aileme
ödeme yapılır mı?” demişti. İkisi eski günlerdeki gibi gülüşmüşlerdi. Andrjez
duygularını yansıtırsa kaybedeceklerini biliyordu. İki yüzlü birisi olmak
zorunda hissetmemeyi öğrenmiş ve gücünün bir yansıması olarak iç dünyasının
etrafına bu kabuğu yaratmıştı. Ruen ile anlaşmış olmak onu rahatlatmıştı. Ramsy
bu iş için uygun gelmiyordu ona. Achube onu bu işten uzak tutması için ısrar
ettiği için bir başkasının arayışındaydı. Ramsy’i korumak için Achube’nin
verdiği mücadele hoşuna gidiyordu. İkisi çok mutlu ve huzurluydu. Ne olursa
olsun birbirlerine güvenecek kadar seviyorlardı birbirlerini. Peki Milos? Onun
bu güvensizliğinin sebebi neydi? Göğsündeki ağrıyı geçirmek için elini sol
göğsüne doğru götürüp ovuşturmuştu.
“Akşam yapılacak olan toplantı seni de geriyor belli.” Ruen bunu söylerken ona gülümsemişti.
“Biraz içkim var. Eğer rahatlamak istersen bana katılabilirsin.” Dedi. Andrjez
bunu kabul etmek istemişti. Milos’un yanına gidince gerilecekti ve kavga etmek
istemiyordu. Birkaç kadehten bir şey olmazdı. Ama Ruen’in kendine özel olarak
sakladığı içki oldukça ağır ve çarpacak kadar sertti. Silahı denemek için
içkileri bitince Ruen’in odasından çıkmış ve büyük eski hangara gitmişlerdi.
“Andrjez bana dürüst olmanı isteyeceğim.” Dedi Ruen. Andrjez ona doğru dönmüştü.
“Dürüst olmak mı? Dürüst olmadığımı mı düşünüyorsun?” Ruen ona bakıp gözlerini devirmişti.
“Konuyu değiştirme hemen. Sen soruma cevap ver. Milos Roluge ile senin arandaki
şu şey… İstihbarat bölümü mü sizi tekrar bir araya getirdi?” dedi. Andrjez
başın iki yana sallamıştı.
“Yok hayır. Onu ben buldum. Uzun süre aradıktan sonra Batı’da buldum. Burada olmamın
sebebi de tamamen o.” Ruen ona bakıp kalmıştı. Andrjez ise kolunu onun omzuna
doğru atıp kendine çekmişti. “Milos’a çok aşık oldum. Sen benim çocukluk
arkadaşımsın o yüzden bunu bilmende sorun yok.” Ruen ona bakıp kalmıştı. Biryandan
kenarda hazırlık yapan Nuna’nın yanına doğru gidiyorlardı. “Milos güzel bir
adam. Yani yakışıklı değil güzel. En önemlisi o da sana karşılık veriyor mu?”
Andrjez sırıtıp başını sallamıştı. “Bunu duyduğuma sevindim. Yani eğer ikinizin
de bu ilişkide…” Nuna ellerini beline koyup onlara doğru bağırınca
irkilmişlerdi.
“Kaç saattir sizi bekliyorum.” Demişti. Ruen ve Andrjez oraya doğru yürürken
Ruen tekrar eskisi kadar samimi olmanın verdiği mutluluğu içinde hissediyordu.
Yorumlar
Yorum Gönder