Açılış : Mürekkep ve Kan
başlıyoruz: Zamanın akışı donmuştu. Kaderin ipekten dokunmuş ağlarında asılı kalan bu an, ne bir başlangıçtı ne de bir son; sadece iki ruhun varoluşunun ebedi bir yankısıydı. Kadim parşömenlerin dokusunda, dağların solgun mürekkeple çizilmiş siluetleri arasında iki figür belirdi. Biri, gecenin en karanlık tonlarına bürünmüştü. Siyah zırhı, ay ışığını yutuyor gibiydi. Kömür karası saçları, rüzgarın fısıltılarına direnen bir bayrak gibi savrulurken, içlerinden geçen parlak mavi kurdele, sanki karanlığın ortasında donmuş bir şimşek çakımıydı. Yüz hatları keskin, bakışları fırtına öncesi sessizliği kadar tekinsizdi. O, gölgelerin ve çeliğin efendisiydi; hem korkulan hem de hayranlık uyandıran bir varlık. Diğeri ise ışığın kendisinden yontulmuş gibiydi. Beyaz cübbesi, kışın ilk karı kadar saf ve dokunulmamıştı. Gümüşi saçları, bir şelalenin köpükleri gibi omuzlarına dökülüyor, her bir telinde başka bir dünyanın ışığı parlıyordu. Yüzünde, insani hırslardan arınmış, dingin ama bir o kada...