Kayıtlar

Small Talk 1

Yine bir romana başladık muhtemelen 3. cildi bitirmediğim için sinirliyim. Tamamlarsam eğer sıfırdan birleşmiş şekilde cilt 3 ü birleştireceğim. en önemlisi ise burası kirli bir arşiv gibi ise biraz yeni kitaptan bahsetmek istiyorum. Kendi kendime bir sohbet gibi olacak. yazdığım şeylerin çok kişi tarafından okunması beni her zaman aşırı gerdi ve beklenti olması beni hikayelerden hep uzaklaştırdı. şu an bir yüksek lisansa öğrencisiyim. bu demek ki bolca boş vaktim var. Aİ sağ olsun tez yazmak falan çok kolaylaştı.   Zaman o kadar korkunç hızlı geçmiş ki üçüncü cildi yayınlayalı dört yıl olmuş. yayınlamayı keseli. neyse ana konuya gelirsek... Çizimlerim, hikayelerimin dolu dolu olduğu eski dosyalarım, defterlerim, kağıtlarım ve dijital yüklemelerin olduğu diskleri buldum. aslında bu hikayeyi çok uzun süre önce yazmıştım. çoğu kişinin asla okuyamayacağı ve muhtemelen benimde orijinalini asla bulamayacağım "Efira ve kahramanları" kitabındaki bir şifacının hikayesinden esinlenere...

KAYIP MASALLAR 4: BÖLÜM DOKUZ : KAPLAN İNİ

Atın nalları taş köprünün zemininde metalik bir ritim tuttu. Köprünün bittiği yerde, kalenin ana kapısı yükseliyordu. Siyah demirden dövülmüş, üzerindeki perçinleri paslanmış devasa bir engeldi. Kapının iki yanında duran nöbetçiler, mızraklarını çaprazlayarak yolu kesti. Yüzleri miğferlerinin altında görünmüyordu. Sadece zırhlarının eklem yerlerinden gelen gıcırtı ve soluk alıp verişleri duyuluyordu. Dizginleri çektim. At durdu. Elimi belime, iğnelerime götürmedim. Sadece bekledim. Ağır demir kapının üzerindeki küçük mazgal gürültüyle açıldı. Bir çift göz beni süzdü. Ardından kalın sürgülerin çekilme sesi geldi. Demir kapı, paslı menteşeleri üzerinde inleyerek iki yana açıldı.Dün geceki lider oradaydı. Üzerinde artık o kaba kürkler yoktu; Kaplan Klanı’nın rütbeli askerlerinin giydiği, siyah deri ve çelikten yapılma nizami bir zırh vardı. Miğferini kolunun altına sıkıştırmıştı. "Vaktinde geldin," dedi. Sesi düzdü. Atımdan indim. Dizginleri yanıma yaklaşan seyise uzattım. Komut...

KAYIP MASALLAR 4: BÖLÜM SEKİZ : HAN

"Keşke görebilseydim... O zamanlar bazı gerçeklere dair daha gözümün açık olmasını çok defa diledim. İnsan kendini olgunlaştırırken sadece kendini değil, etrafındaki her şeyi kırıp yeniden şekillendiriyor. Bunun farkına vardığımda sanırım gerçek dünyada bir insan olmanın ne demek olduğunu anladım." Bu düşünceler, sırtımdaki heybenin ağırlığından daha ağır geliyordu ruhuma. Yola başımı çevirdim düşüncelerimi susturmak isteyerek. Devasa, gövdeleri yosun tutmuş ağaçlar gökyüzünü kapatıyordu. Kuş sesleri melodik değil, yırtıcıydı. Rüzgar, yaprakların arasından geçerken Anka'daki gibi inlemiyor, adeta hırlıyordu. Toprak bile farklı kokuyordu; çürümüş yaprak, reçine ve... demir kokusu. Kan kokusu. Atım huzursuzca kişnedi. O da hissetmişti. Burası avcıların dünyasıydı ve biz şu an sadece birer avdık. Yolculuğumun ikinci gününde, medeniyetin izlerine rastladım. Ama bu, bizim alışık olduğumuz o zarif ahşap evlere ya da düzenli kasabalara benzemiyordu. Kaplan mimarisi kaba, güçlü v...

KAYIP MASALLAR 4: BÖLÜM YEDİ: GÜMÜŞ İĞNELER

Resim
Mührü kırdım. Kağıt eskiydi, dokusu parmaklarımın ucunda bir deri gibi hissettiriyordu. Mürekkebin kokusu, Büyük Anne'nin ellerindeki o karışık bitki kokusuna benziyordu. Mektup, bana hitaben değil, ruhuma fısıldar gibi yazılmıştı. "Suyun akışını izleyen kızım, Bu satırlar gözlerine değdiğinde, benim nefesim rüzgara karışmış, bedenim toprağın sinesine dönmüş demektir. Yas tutma. Yaprak dalından düştüğünde ağaç ağlamaz; bilir ki bahar, o çürüyen yapraktan beslenerek gelecektir. Yıllarca o tezgahın başında, iplerin düğümünü çözerken izledim seni. Beni huysuz bir ihtiyar, romatizmalı elleriyle şifa dağıtan bir ebe sandın. Öyleydim... Ama her şifacı, ölümün kapısını nerede kilitleyeceğini bildiği gibi, nerede aralayacağını da bilir. Sana ormanda toplattığım otlar, sadece ateşi düşürmek için değildi Lilian. Hatırla. 'Baldıranı kökünden değil, gölgesinden tanı' demiştim. Sana öğrettiğim, bedenin haritasıydı; şifanın yolları olduğu kadar, acının ve sessizliğin de patikalarıyd...

KAYIP MASALLAR 4: BÖLÜM ALTI: DOKUMA TEZGAHI

O mağaradan nasıl çıktığımı, o kaygan taşlardan düşmeden nasıl indiğimi hatırlamıyorum. Gözyaşlarım şelalenin sularına karışmış, beni kör etmişti. Tek hatırladığım, arkamda bıraktığım o titrek ateşin sıcaklığı ve yüzüme çarpan buz gibi gece rüzgarıydı. Eve döndüğümde, Büyük Anne uyanıktı. Pencerenin önündeki sedire oturmuş, karanlığa bakıyordu. Beni sırılsıklam, yüzüm gözüm şişmiş halde görünce hiçbir şey sormadı. "Neden gittin?" demedi, "Yakalanabilirdin," diye azarlamadı. Sadece bastonunu kenara koydu ve kollarını açtı. O gece, yıllar sonra ilk kez o yaşlı ve kemikli kolların arasına sığınıp, küçük bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağladım. "Gidecek..." dedim hıçkırıklarımın arasında. "Gidiyor Büyük Anne. Bir daha dönmeyecek." Büyük Anne, nasırlı elleriyle ıslak saçlarımı okşadı. Yıllardır bu kadar sakin olduğunu görmemiştim. Sanki bu günü bekliyor gibiydi. Ben ise hazırlıklı değildim. Yoiri ailemdi... benim sahip olduğum nadir dostlardan ve adıml...

KAYIP MASALLAR 4: BÖLÜM BEŞ: KAMP ATEŞİ

Ateşin harı, sırılsıklam kıyafetlerimden yükselen buharla beni sarmalamış, kemiklerime kadar işleyen o mağara soğuğunu kırmaya başlamıştı. Yoiri, ateşin başında kaynayan tencereden kepçeyle sıcak yemek dolduruyor, benim getirdiğim o ıslak hamur topunu ise kuruması için özenle sıcak bir taşın üzerine yerleştiriyordu. Sessizce orada otururken, dışarıdaki şelalenin gürültüsü artık kulakları sağır eden bir patlama değil, mağaranın duvarlarında yankılanan boğuk, ritmik bir uğultuydu. "Gittiler," dedim sessizliği bozarak. "Müfettiş ve askerler kasabayı terk etti. Yarın... Yarın eve dönmek istersin, değil mi?" Yoiri sakince başını kaldırdı. Buharı tüten kaseyi önce Theon'a uzattı. Sıcak kaseden dolayı parmak uçları hafifçe kızarmıştı ama yüzünde hissiz bir ifade vardı. "Dönmeyeceğim," dedi. Sesi o kadar düz, o kadar kesindi ki, söylediği şeyi idrak etmem zaman aldı. Omuzlarımdaki battaniye, bu cevabın ağırlığıyla beraber kayıp yere düştü. "Neden?" d...

KAYIP MASALLAR 4: BÖLÜM 4: SUYUN GÜRÜLTÜSÜ

Evdeki sessizlik o kadar yoğundu ki, dokuma odasından gelen o monoton tak... tak... tak... sesi, sanki evin atan kalbi gibiydi. Yoiri uyumuyordu. Gündüzleri solgun bir hayalet gibi evin içinde dolaşıyor, gece çökünce o odaya kapanıp kendini iplere veriyordu. Büyük Anne, ağır öksürük şurubunun etkisiyle derin bir uykuya dalmıştı. Ben ise pencerenin kenarına kıvrılmış, dışarıdaki zifiri karanlığı izliyordum. Yasak konulmuştu. Kapılar kilitlenmişti. Ama içimdeki o huzursuzluk dinmiyordu. Tam o sırada, pencerenin camında beklenmedik bir gölge ilişti gözüme. Sanki gecenin sinsi karanlığı, benim onu görmemi istermiş gibi geri çekilmiş ve o silueti ortaya çıkarmıştı. Başta kim olduğunu anlayamadım, nefesim boğazımda düğümlendi. Ama gölge cama yaklaşıp yüzü ay ışığıyla aydınlanınca, kalbim korkudan neredeyse duracaktı. Doang. Pencerenin diğer tarafında, yüzü cama neredeyse yapışmış halde duruyordu. İşaret parmağını dudaklarına götürdü, sonra eliyle dışarıyı, verandayı işaret etti. Oraya gitme...